Pazartesi, Eylül 14, 2009

Bir Klasik, kitap fuarı


Kitap ne engin bir deryadır, içine daldığınızda akla hayale sığmaz manzaralarla karşılaştığınız..Bir satırla nice hülyaya daldığınız, alemden aleme dolaştığınız..

Çocukluğumdan beri her yıl Ramazan ayında düzenlenen Kocatepe Kitap Fuarı'na giderken ayrı bir heyecan sarıyor beni. Kitaplara dokunmak, merak etmek, bir an önce okumak isteme heyecanı.. Bugün heybemizde toplananlardan bazıları:

ÇÖL/DENİZ Hz.Hatice - Sibel Eraslan (Siret-i Meryem'den sonra çok merak ettiğim bir kitap)
OTOYOL UYKUSU- Kemal Sayar (Psikiyatrist Dr.Kemal Sayar'ın hep denemelerini okumaya alışkındık, bu kez bir öykü kitabıyla karşıladı bizi, sevindim :)
HER ŞEYİN BİR ANLAMI VAR- Kemal Sayar
TAHİR SAMİ BEY'İN ÖZEL HAYATI- Mustafa Kutlu (Nicedir öykü okumuyorum, öykü deyince aklıma Mustafa Kutlu geliyor, bu kitabı da internette görmüş ve merak etmiştim, okumak için sabırsızlanıyorum)
HUZUR- Ahmet Hamdi Tanpınar (Türk Edebiyatı kitaplarına bakarken Huzur'un bu Dergah yayınlarından çıkan enfes kapaklı baskısını almadan edemedim)
KURAN'DA KİM KİMDİR? - Abdülkadir Süphandağı&Hüseyin Kerim Ece (Evs, Eykeliler, Feta, Mele', Azer ... kimdir?..Kur'anda geçen kavimler, kişiler, bir sözlük gibi alfabetik sırayla ayetler eşliğinde anlatılmış, çok güzel, her kitaplıkta bulunması gereken bir esere benziyor..)
KATRE-İ MATEM: İskender Pala
SU KASİDESİ: İskender Pala (Lise yıllarında edebiyat dersinde ders olarak işlediğimiz su kasidesini yeniden, İskender Pala diliyle okumak ..ne güzel:)
İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK: İskender Pala (Aile toplantımızda bilmediğimiz deyimler sözkonusu olmuş, yeğenim Feyzanurun Melek Çe adlı yazarın "Deyim mi Demeyim mi" kitabından bir kaç deyim okumuştuk, büyükler için deyimlerle ilgili bu kitap geldi aklıma, neden evimizde yok ki dedim :)
ARABA SEVDASI- Recaizade Mahmut Ekrem (Lisede edebiyat öğretmenimiz herbirimize bir edebiyatçı rolü vermişti, ben Recaizade Mahmut Ekrem olmuştum :) Hep ilk realist roman ilk realist roman der dururuz da, Araba Sevdasını okumuş muydum hatırlayamadım ve kitaplığıma antik türk klasikleri baskısını ekledim
ve eşimin aldığı bir kaç tarih kitabı ile bugünkü fuar turumuzu tamamladık..Ama heyecanı hala içimde :)

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Perşembe, Temmuz 23, 2009



Bundan dört beş yıl önce bizi sürükleyip götüren Aynalar Koridorunda Aşk kitabınının yazarı Mustafa Ulusoy'un son kitabını bitirdim bugün. İnsanın Temel Acıları üçlemesinin ikincisi olan bu kitap, birincisi kadar etkileyiciydi. Yine de ben belki de zaman ve mekanın verdiği etkiyle Aynalar Koridorunda Aşk'tan

daha fazla etkilenmiştim.
Her iki kitabı da tavsiye ediyor ve ikinci kitap olan "Giderken Bana Bir Şeyler Söyle" kitabından altını çizdiğim bir kaç bölümü burada paylaşmak istiyorum.




“Hiç kimsenin bilmediği büyük bir aşk mı, herkesin bildiği küçük bir aşk mı tercih edilir?” diye sordu kendine. “Ne fark eder ki” dedi sonra, “ister küçük ister büyük olsun, her aşkın üzerine ölümün gölgesi düşmüyor mu? Hepimiz ölünce içimizde taşıdığımız kendimize ve başkalarına ait öykülerle birlikte gitmiyor muyuz?”
Ne aşkın peşindeydi insan, ne de öykünün. Kalıcı bir öykünün, sonsuza dek sürecek bir öykünün, mezar taşlarının altında kalmayacak bir öykünün peşindeydi. Unutulmayı, hele sonsuz unutulmayı hayal etmek bile tir tir titremesine, alnında soğuk terler dökmesine yetiyordu.
Turuncu öyküsünü anlatırken, Dr. Mavi, “Ben buna büyük suskunluk adını veriyorum. İnsanlar, en gereksiz şeyleri konuşmaya çok hevesli olmalarına rağmen, sıra ölüme gelince büyük bir suskunluğa bürünüyorlar..”

***

İyi şeyleri kendimize mal edip, bunlardan narsistik haz almak ama kötü görünen olayları Yaratıcı’ya mal edip sorumluluklarımızdan kaçınmak adil bir tutum gibi gelmiyor bana..
***
Kendini neden sımsıkı tutuyorsun, neden bırakmıyorsun? Elin bile uzun süre sıksan ağrır, güçsüzleşir. Yıllarca sıkı sıkıya tuttun duygularını. ….

***
Temel bir şartı vardı Yaratıcı’nın. Yanlış eyleminizin yanlış olduğunu ifade edin, pişmanlık duyun. Ve güzel eylemlerde bulunun.
***

Ve daha nice altını çizdiğim satır Mustafa Ulusoy’un son kitabından.

Mutlaka her iki kitap da tecrübe edilmeli diye düşünüyorum.

Etiketler: , , ,

Pazar, Mart 18, 2007

Aşk ve Cinayet Koleksiyonu- Ahmet Savaş

Yıllar önce okuduğum bir kitabı paylaşmak istiyorum şimdi..Ahmet Savaş'ın "Aşk ve Cinayet Koleksiyonu"..Önce yazarın önsöz mahiyetindeki yazısıyla başlayalım:
Bundan yıllar önce, insanların ruhlarını paramparça edecek, onları girdaplara sürükleyecek kitaplar yazmayı düşlerdim...Şimdi farkına varıyorum ki bu çok aptalca...İnsanların bunları bir kitapta bularak şaşkınlığa düşmeleri, ruhlarının karmakarışık olması söz konusu değil... İnsanlar zaten hayatlarında yaşıyorlar, bir zamanlar sadece hayallerimizde görebileceğimiz bütün imkansız olanları...Yaşanmayan yazıldığında, karışacak, paramparça olacak ve girdaplara sürüklenecekti insanların ruhları...
Ve altını çizdiklerim:
"Her insan bir koleksiyoncuydu aslında..
Hayatında en çok neyi sevmişse, neyi değerli ve paha biçilmez bulmuşsa, onun koleksiyonunu yaptı..
Bu sebeptir kimimizin aşklar, kimimizin cinayetler, kimimizin servetler biriktirmesi...Ama bu dünyanın en zengin koleksiyoncuları, bütün canlılardan önce uyanıp, gökyüzünü arşınlayan alaycı kargalardır..."

"Hayatınız size lazım mı?
Ölümden mi yoksa hayattan mı kaçmak istiyorsunuz?
Hangisi daha korkutucu peki? Hayat mı ölüm mü?
Ölüm bir defada geliyor ve gidiyor..Ya hayat kaç defa öldürüyor sizi?..
İyi düşünün, hayatınız size lazım mı?
Hayattan mı yoksa kendinizden mi kaçmak istiyorsunuz? Yaşadıkça eksildiğinizi hissediyor musunuz?
Güneş milyonlarca yıldır eskimeden doğduğu halde, biz uyandığımız her yeni günde neden eskiyoruz, cevabını verebiliyor musunuz?"

ve 18 yaşındaki aşk-ı bekanın kitabı okurken "Bir kedinin kuyruğunu yakalama çabasıydı aşk" yazısının arkasına bir kenara iliştirdiği notla karşılaşıyorum:
"aşkı yakalayamamanın tek nedeni ondan korkmaktı..
korkarak atılan adımları tanırdı aşk ..korktukça kaçardı..
kaçtıkça kovalamak arzusu uyandırırdı.
henüz etrafta göremezsin yakalayanı, yakalayan, yakaladığı gibi uçar gider çünkü !"
Yazarımızın yazdıklarıyla devam edelim..
"Biraz da olmayanın içinde var olanı aramaktır, hayat dediğimiz yolculuğun özü"..

Kitabın içinde "Bir ateistin duasını duymak isterdim" "Martı Balığa aşık oldu" "Amenna" "Hiçkimse olmak isteyen bir adam" gibi çok güzel yazılar var ama hepsini yazmak ne mümkün..
Ama Bir ateistin duasını duymak isterdim yazısı için link ekliyorum.

Etiketler: , , , ,

Andre Gide-Batak



Bir vakit bir kitapçıda dolaşıyorken, L&M Yayınlarının bu zarf şeklinde sunduğu Dünya Edebiyatı serisine rastlamıştım. Andre Gide'in Dar Kapı eserini okuyup beğendiğim için, bu kitabı da okumak istemiştim. Kitabın hacminin epey küçültülmüş olmasından mıdır bilmiyorum, içeriği de epey azaltılmış gibi geldi bana. Kitaptan altını çizdiğim yerleri paylaşmak isterim -çok fazla çizmemiş olsam da-

-Evet bayım! Ava çıkan balıkçının hikayesi;çamur kurtlarını o kadar lezzetli bulur ki, onları oltaya takıp yem yapacağına yer. Ve doğal olarak hiç balık tutamaz.

Bir kitap..Bir kitap aynı bir yumurta gibi dolu, kapalı ve yalındır. İçine hiçbir şey katamazsınız, bir iğne bile. Zorlayamazsınız, şekli anında bozulur.

..Herkese anlatmanın tek yolu, her yeni zihne aynı şeyi farklı kılıfla sunmaktır...İstemeyi öğretemezsiniz insanlara-Velle non discitur- onları yalnızca etkileyebilirsiniz. ..

-Bayım, ben etrafımda hasta insanlar gördüğüm zaman endişe ederim. Eğer onları iyileştirmeye çalışmayacaksam, iyileşmelerine mani olacağım korkusuyla, en azından onlara hasta olduklarını göstermenin yollarını ararım. ..

Etiketler: , , ,

Free Counter
Free Counter